Eski Bir Hikayeden Bugüne

Bayan B ile buluştuğumuz gün (bana göre bugün, zamanın ölçümü nezdinde ise dün.) nedense haddinden fazla güzeldi şehrin havası. İnsanın yıllardır kendine yaptığı kötülükleri unutturabilecek kadar güzeldi. Bu nedenle, benim de güzel havalara ihtiyacım vardı. 

Saat 03:17 

Bilgisayarın sağ alt köşesindeki rakamlar, bana hakaret gibi geliyor bazı geceler. Üçü on yedi geçiyor ve hâlâ uyanıksın. Dirhem uykun yok. Sabah önemli bir işin var. Geç kalırsan korkunç sorunlarla karşılaşacağın ticari ve hukuki meseleler söz konusu. Zaten tam da bu yüzden, yaşadığın stres uyumana izin vermiyor. Ama dünyada şu an uyku sorunu yaşayan tek insan olduğun için savaşlar hiç bitmeyecekmiş gibi kendini kötü hissediyorsun. Gecenin üçünde sevdiğin kadınla sevişmiyor, yazışmıyor, konuşmuyorsan, şu saate uyanık olmanın hiçbir anlamı yok.


Masada yarım bardak votka, kül tablasında birbirinin üzerine yığılmış izmaritler ve eski sevgilim olacak Bayan B. ile bugün yaşadıklarımın hesabını hâlâ kapatamamış kafamla karşınızdayım.

Adını yazınca içimde bir odanın kapısı açılıyor. Odanın içinde hiçbir şey yok. Birlikte olduğumuz zamanlardan kalma birkaç eski anı, bazı kahkahalar, onun bana bakarken masmavi gözlerini kısmış hâli, dudaklarının yüzüne saçtığı sinir bozucu derecede güzel gülümseme... Bazı kadınların güzelliğini yıllar geçtikten sonra daha iyi anlıyorum. Belki de zaman, güzelliğin üzerindeki bütün tozu kaldıran bir özelliğe sahiptir benim için. Ve en kahraman özelliğim de budur benim. Bilmiyorum…

Hâlâ çok güzel biri Bayan B. Bunu söylemek zorunda değilim ama yazıyorum. Burada yalan söyleyecek kimse yok. Yalan söylemeyi gerektirecek bir şey de yok.

İş yaşamından ve mesleki alanda donanımı daha da güçlendirmek adına gelecek planlarından konuştuk. Belli ki çok iyi bir Psikolog olacak. Dinledikçe gurur duydum onunla.

Eski sevgilimin başarılarıyla gurur duymam saçma mı? İnsan bazı insanları kendi dünyasından çıkarınca, onların hayatlarında iyi bir şeylerin olmasını istemez mi? İstememeli mi? Sevgi bitiyor, alışkanlık bitiyor, bedenin hafızası bile bir yerden sonra unutuyor ama bir insanın iyi olmasını istemek bitmiyor bazı insanlar hakkında...

İlişkimizi konuştuk bugün. Ki ilişkimiz kısa sürdü. O kadar kısa sürdü ki; ayrılığımızdan bir süre sonra onun dünyasında değersiz bir nesne olduğum fikrine kapılmıştım. Sonraları ise ilişkilenme modeline ve beklentilerine uymadığım fikrine… 

O’nun sevgisi bir takvime ya da doğrudan kendi beklentilerine bağlı değilmiş. Kimisi üç yıl boyunca aşık olduğun insandır ve ayrılıktan sonra sende hiçbir iz bırakmamıştır, kimisi üç ayda yıllarca taşınan izlerin sahibi olmayı başarmıştır.

Bayan B ikisi de değil. Bayan B. beni sevdi. Ben de onu sevdim. Birliktelik kurmaya karar verdik. Her şey bence şahane gidiyorken, O bireysel olarak siktirolup gitmeye karar verdi. Hikayemiz bu. İzi mizi de yok bende.

Ortada ihanet yoktu. Birbirimizin hakaretler yağdırmadık. Birbirimizi hiç kandırmadık. Birbirimizden sevgi dışında hiçbir şey istemedik. 

Bayan B. bir akşam bana dedi ki “Ben senden önce hayatımdaki adamlarla bağ kurmak yerine onlara bağımlı oluyordum. Seninle yaşadığım şeyin bu olup olmadığından emin olamıyorum.” 

Beni sevmesine rağmen… Ki insanın zihnini, kasırganın arkasından yerle bir olmuş şehirlere çeviren şey de bu zaten; Sevmenin ve sevilmenin güzelim ilişkinin sürdürülmesine yetmemesi…

Bunu yıllar önce öğrenmiştim ama o gün yenilemiş oldum bildiklerimi.

Hem zaten Bayan B’nin savaşı benimle değildi. Aslında kendisiyle savaşıyordu. Savaşlar, içinde masumların ölmesiyle meşhurdur. Birileriyle kurduğu ilişkilerini yalnız kalma korkusuyla yaşamış. Beni de belki böyle bir ihtiyacın içinde var ettiğinden emin olamamıştı. Bunları bana ayrıldıktan sonra defalarca söylemişti. 

Hatta ayrılığımızın ardından yaklaşık altı ay sonra beni arayıp çok pişman olduğunu söylemişti. Ki ara sıra arayıp hal hatır sorardı bana. 

Ben İstanbul'a dönmeden çok önce. Bir keresinde demiştim ki ona; kararlarımızı doğru oldukları için mi yoksa, o an sırtımızı yaslayabileceğimiz başka bir şey olmadığı için mi veriyoruz, sen daha iyi bilirsin?” demiştim. Sonuçta psikolog olan oydu. Elbette karar, seçim, korku, savunma gibi ruhsal meseleleri benden daha iyi bilecekti. 

Bayan B bugün dedi ki; Sen buradan gittikten sonra kendi sesimi daha fazla duymaya başladım. Bir gece “Ben ne yaptım?” pişmanlığı çıktı o düşüncelerin içinden.

Ben ise üç yıl boyunca başka şeyler yaşadım. Yalnızlığım daha güvenliydi artık benim için. Kendi iç sesime tahammül edemez hale geldim. Düşüncelerimin arasından bir sürü ses bana sürekli “Senin Allah belanı versin piçin evladı.” demeye başlamıştı.

Ve sonra değiştim.

Bunu söylerken; kendisini çok önemli biriymiş zanneden bir salak olarak söylemiyorum. Aradan geçen üç yılda daha bilge, daha olgun, daha akil ve aradığı bütün cevapları bulmuş birine dönüşmüşüm gibi dalyarakça bir yerden hiç söylemiyorum. Yok öyle bir şey. Ben sadece aynı yerlerden bir kez daha kırılmıştım. 

Olan biteni bütünüyle anladım mı? Hayır. Ama artık ötekilere daha az inanmaya başladım. Daha az güvenmeye… Daha az beklemeye... Daha da önemlisi; çok arzuladığım bir kadının bana olan sevgisiyle yaşadığım mutluluğun sonsuza dek sürmeyeceğine.

Edebiyatı siktiredecek olursak; mutluluk zaten küçük anlarla sınırlı bir şey. Benim bahsettiğim sonsuz mutluluk başka bir şey. Sonsuz aidiyetle mutsuzluğu göze aldığın insanla var olmayı sonsuza dek seçmek… (Size niye açıklama yapıyorsam!) 

Bayan B, hiç gereği yokken yeniden bir ihtimalden söz ettiğinde bir kaç saniye düşünmedim dersem yalan olur. Ama o bir kaç saniyede bu ihtimalin bugün gerçek olmasını istemediğimi fark ettim. Evet bence hâlâ güzel bir kadın. Hâlâ çekici bir kadın. Bir lokmada yiyeceğim cinsten arzu ettiğim bir kadın.

Hatta karşı karşıya oturmuş konuşurken gözlerim sürekli dudaklarına gidiyordu. Beden dediğin şey ahlâk mahlak bilmiyor işte ben ne yapayım? Ahlak dediğin şey zihinsel. Özellikle geçmişte tanıdığı bir bedeni görünce hafızasından ateşli sayfaları kendi kendine açıyor beden hafızası dediğin şey. Ama insan yalnızca sikişerek yaşamıyor. İnsan seçim yapabilen bir canlı. Ve bazı arzuların peşinden gitmemek, benim insanca seçimim.

Ben Bayan B ile sevgili olmak istemiyorum. Bunu ona söylediğim için, kendimle büyük bir kavga koparacağımı düşündüm. Koparmadım. Bir zamanlar, onun yeniden bana dönmesi için dünyayı karşıma alacak kadar özlediğim oluyordu bizi. Birincisi; zaten şimdi dünyayı yakacak hâlim yok. İkincisi; dünya onunla muhatap olacağım kadar güzel bir yer değil. 

Bugün eski Bulut’u konuştuk eski sevgilimle. Asıl mevzu burada koptu zaten bende. Kendimi o kadar özlemişim ki! Ama Bayan B’nin anlattığı Bulut’tan bahsetmiyorum. 2010-2015 Bulut’undan bahsediyorum. Ben o adamı çok özlüyorum. Bunu daha önce kendime hiç bu kadar açık ve net bir şekilde söylememiştim. Alın işte size de söylüyorum. 

Ben hayallerimizdeki çocuklarımızın anasını özlediğim zamanı bile özlüyorum. O kadının yanında olduğum hâlimi özlüyorum. Gülen, seven, bedenine dokunduğumda kendimi adam gibi hissettiğim için sonsuza dek aşkın yaşamaya yeteceğine inanan, o kadının elini tuttuğumda bunu dünyanın geri kalanından daha önemli zanneden, yarının gerçekten geleceğini düşünen o adamı...

Ne kadar salakmışım. Ama ne kadar salaksam da aslında o kadar güzelmiş. (Altta bahsi geçecek olan iki cümle az önceki iki cümledir.)

İnsan geçmişini böyle hatırlıyor işte. Önce aptallığına gülüyor, sonra o aptallığı ne kadar özlediğini fark ediyor. Alın size iki cümle ile insan denen varlığın geçmişiyle kavgasının özeti.

Bayan B, bana beni anlattı bugün. Ama bir yandan da kendime anlatmaya cesaret edemediğim adamı anlattı. Bunu yaparken bir kere bile “Sen şöylesin,” diyerek etiketlemedi beni. Beni hiç suçlamadı. Bana acımadı. Teşhis koymaya çalışmadı. Ama inançlarımın içinden geçti ağzıma sıça sıça..

İnsanların kendileri hakkında oluşturdukları hikâyelerin çocukluktan, kayıplardan, terk edilişlerden, yıllarca karşılanmayan ihtiyaçlardan doğabileceğini biliyordum. Ama hep bunları düşünen biri olarak “Yıllarca aynı şeyleri düşünüyor olmak, o düşüncenin doğruluğunu ve gerçekliğini gösterir mi?” diye sormasıyla sarsıldım. Duygunun gerçek olduğunu ama duygunun söylediği her şeyin gerçek olmak zorunda olmadığını söylemesi...

Bunları dinlerken sinirlerim gerildi. Çünkü söyledikleri doğruydu. İnsan doğru cümlelerle muhatap olduğunda yıllardır üzerinde yaşadığı yalanların bir fiskeyle yıkılmış olmasıyla delirebiliyor. Ben kendime uzun zamandır “Böyle olmak zorundaydım.” diyordum. Değildim. “İnsanlara güvenilmez” diyordum… Ama hepsine değildi elbette. 

Bayan B’nin en sevmediğim tarafı bu. Benimle ilgili ne zaman konuşsak, beni daha beter bir şeyle baş başa bırakıyor… Gerçeklerimle.

Eve dönerken sahilde yürüdüm. Hava serindi. İnsanlar geçiyordu yanımdan. Bir adam sevgilisinin omzuna kolunu atmıştı. Bir kadın telefonundan bir şey gösteriyor yanındaki adama, adam gülüyordu. Çocuk bisiklet sürüyordu. Kediler, köpekler, martılar, kargalar kafalarına göre takılıyorlardı. Hayat denen sikik düzen, ben ne yaşarsam yaşayayım devam ediyordu.

Bir ara durup denize baktım. İstanbul'u özlemediğimi düşündüm. Emin olmak istedim. Yok… gerçekten özlememişim. Belki insan hiçbir şehri özlemiyordur da arabeskini yapıyordur. Belki de insan eskiden o şehirlerdeki halini özlüyordur. Benimkisi de o hesap. Zamanında İstanbul'da ve ara sıra Kocaeli’de, kimi zaman Edirne’de bazı zamanlar Antalya’da olduğum adamı özlüyordum. 2010'daki kendimi. 2012'deki kendimi. 2015'teki…

Sonra eve geldim, votkayı açtım, duş aldım ve uzun süre tavana baktım.

Kendimi tanıyorum. Ama eski kendimi özlüyorum.

İnsanın kendisine yabancılaşması böyle bir şey olabilir. Yaşadığın anın içinde geçmişte yaşadığın insanı yaşatma gayretinde olduğunu fark ediyorsun. Gözlerin aynı, burnun aynı, ağzın aynı, götün bile aynı ama dünya değişmiş.

Bayan B ile yeniden sevgili olsak benim için her şey şu ankinden çok daha güzel olabilir. Birkaç ay, birkaç yıl. Belki yine birbiriyle çok iyi anlaşan, birbirini çok seven, birbiriyle çok iyi arkadaşlık kurmuş iki sevgili olabiliriz.

Kitaplar okur, filmler izler; mutfak masasında ya da televizyon karşısında Tarkovski ile Godard kavgasına tutuşuruz yeniden. Kasvetli uzun çekimlerin, insanın ruhunu deşen sessizliğin, atlayan kurguların, keskin ve asi dilin peşinde birbirimizi yeriz... Akşam olur, bu defa Cioran ile Jung arasında didişiriz belki. Bayan B, hep yaptığı gibi, insanın içindeki karanlığı gölgelerle açıklayan derin kuyuları savunurken, ben her şeyi akılla ve mesafeyle çözmeye çalışan inatçı sığınaklara çekmeye çalışırdım onu. Birimiz hayatı savunur gibi görünür, diğerimiz dünyaya küfür ederdi. Tüm bunların arasında da birbirimizi insan gibi sayar, insan gibi severdik. Manyaklar gibi de sevişirdik.

Sonra ne olurdu bilmiyorum. Ama bildiğim bir şey var; Ben üç yıl önceki adam değilim.

O adam öldü demeyeceğim. Ölüler hakkında konuşmayı sevmiyorum artık. Ama geri gelmeyecek kadar uzaktayım işte kendime.

Saat 04:26 

Votkam bitmek üzere. Bayan B mesaj attı. Cevap yazmayacağım. İnsanları hayatında tutmanın yolu onlara sahip olmaya çabalamakla geçmemeli. Onu kaybetmeyeceğim. Yeterince insan kaybettim. Ama bir zamanlar sahip olduğum bir şeyi artık istemediğimi kabul ettim. Ve galiba yıllardır ilk kez bunun için kendime kızmayacağım.

Masada sigaranın biri hâlâ yanıyor. Şu leş gibi pencerenin arkasındaki mahalle uyuyor. Ben yazıyorum. Çünkü başka ne yapacağımı bilmiyorum. Belki meselenin özü de budur. İnsan bazen yaşamak için bir sebep bulamaz da bir kalem, bir de kağıt bulur.

Şimdilik bana yetiyor.

Okuduğunuz için teşekkürler.

-Bay Bulut-

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Merhaba

Çocukluktan Bu Yana...